ICD M54 5 Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından İnceleme
Geçenlerde toplu taşıma aracında bir sahneye tanıklık ettim. Otobüs, sabah saatlerinin yoğunluğunda tıka basa dolmuştu. Herkes sabah işe gitmek için bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Bir kadın, belinde ağrı şikayetinden dolayı, durakta beklerken rahatça oturabileceği bir yer arıyordu. Yanında genç bir adam vardı ve kadının şikayetini duyduğunda, “Bel ağrısı nedir ki? Herkesin bir ağrısı var,” diyerek küçümseyici bir şekilde gülümsedi. Bu diyalog, insanın fiziksel acıyı hissetme şeklinin toplumsal, kültürel ve cinsiyet temelli bir farklılık taşıyabileceğini hatırlattı bana. Kadının yaşadığı ağrının adının ne olduğunu, kimler tarafından ciddiye alındığını ve toplumsal cinsiyet rollerinin bunun üzerindeki etkilerini sorgulamak önemliydi.
ICD M54 5: Bel Ağrısı ve Toplumdaki Algısı
ICD M54 5, aslında bir tıbbi tanı kodudur. Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) sisteminde, “M54 5” bel ağrısı olarak tanımlanır. Ancak, bel ağrısı ya da başka bir fiziksel rahatsızlık, sadece bir sağlık meselesi değil; toplumsal, kültürel ve cinsiyetle ilişkili bir mesele haline gelebilir. Peki, ICD M54 5’i, yani bel ağrısını, toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet açısından nasıl değerlendirebiliriz?
Cinsiyet ve Fiziksel Ağrı: Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Etkisi
Birçok toplumda, kadınlar fiziksel acı konusunda daha fazla toleransa sahipmiş gibi görülürler. Bu durum, toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle şekillenir. Kadınlar, çoğu zaman zayıf ve dayanıksız olarak algılanır; bu yüzden bir kadının bel ağrısı, “şu an vaktini geçiren bir şikayet” olarak görünebilir. Oysa bel ağrısının tedavi edilmesi gerektiği bir gerçek. Ama toplumun çoğu, kadının acısını ciddiye almaz ve bu durum, sistematik eşitsizliği ve kadınların sağlık sorunlarının görmezden gelinmesini tetikler.
Öte yandan, erkeklerin bel ağrısı gibi şikayetleri de genellikle “ağır işlerde çalışıyorsun, yapacak bir şey yok” şeklinde küçümsenir. Ancak erkeklerin yaşadığı fiziksel ağrılar da toplumda çoğunlukla göz ardı edilir. Bunun ardında yatan temel düşünce ise, erkeklerin fiziksel acılarına karşı daha az empati gösterilmesidir. Bu noktada, kadın ve erkeklerin fiziksel sağlık şikayetlerinin nasıl karşılandığına dair toplumsal bir fark var. İster kadın olsun, ister erkek, fiziksel ağrılar yalnızca biyolojik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir meseleye dönüşür. Hem kadınlar hem de erkekler, acılarının hak ettiği şekilde ciddiye alınması gerektiğini bilmelidir.
Çeşitlilik ve Bel Ağrısı: Farklı Deneyimlerin Zenginliği
Toplumda bel ağrısının sadece fiziksel bir rahatsızlık olarak görülmesinin ötesinde, bu durumun çeşitliliği ve farklı gruplar üzerindeki etkilerini de ele almak gerekiyor. Örneğin, yaşlı bireyler için bel ağrısı, günlük yaşamı zorlaştıran bir engel haline gelebilir. Çeşitli yaş gruplarından insanlar, farklı koşullarda bel ağrısı yaşar. Ancak toplum, yaşlı bir bireyin ağrılarını daha az ciddiye alabilir. “Yaşlılık bu, ne yapalım?” gibi bir yaklaşım, aslında bu kişilerin yaşam kalitelerini olumsuz etkileyebilir. Benzer şekilde, engelli bireyler için de bel ağrısı, başka sağlık sorunları ile birleşerek daha karmaşık hale gelir. Engelli bir bireyin ağrısını küçümsemek ya da bu kişinin şikayetlerini görmezden gelmek, hem fiziksel hem de duygusal açıdan zararlı olabilir. Bel ağrısı, her bireyin farklı deneyimlediği, farklı sonuçlara yol açan bir rahatsızlık olabilir ve bu çeşitlilik göz ardı edilmemelidir.
Sosyal Adalet ve Sağlık: Hakların Eşitliği
Sosyal adaletin en önemli meselelerinden biri, sağlık hizmetlerine herkesin eşit erişimidir. Sağlık, sadece bir hakkın ötesinde, bir yaşam biçimidir. Fakat sosyal statü, gelir seviyesi veya toplumsal cinsiyet gibi faktörler, insanların sağlık hizmetlerine erişimini etkileyebilir. Örneğin, düşük gelirli bireyler, bel ağrısı gibi şikayetleri nedeniyle doktora gitmeye korkabilir. “Benim param yok, zaten geçer” düşüncesiyle sağlıklarını ihmal edebilirler. Bu durum, sağlık eşitsizliğini artıran bir faktördür. Ayrıca, sağlık çalışanlarının, kadın ya da erkek, yaşlı ya da genç, engelli ya da sağlıklı tüm bireylere eşit bir şekilde yaklaşması gerekir. Her bireyin ağrısı, yaşam kalitesini etkiler ve toplumsal eşitsizliklere karşı bir duruş sergilemek, sosyal adaletin bir gereğidir.
Gözlemlerim ve Sonuç
İstanbul’un karmaşasında, bir gün bel ağrısı nedeniyle zorlanan birinin halini gözlemlemek, bana toplumsal cinsiyetin ve sosyal eşitsizliklerin nasıl sağlık üzerinde etkiler yarattığını bir kez daha gösterdi. Toplum olarak, fiziksel acıyı sadece bireysel bir deneyim olarak görmek yerine, bunu kolektif bir mesele olarak ele almalıyız. Bel ağrısı, hem erkeklerin hem de kadınların yaşadığı bir sorundur. Fakat, toplumsal roller ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, bu deneyimin nasıl algılandığını ve nasıl tedavi edildiğini belirler. Bireylerin yaşadığı acılara daha fazla empatiyle yaklaşmak, onları küçümsememek, ve sağlık hizmetlerine erişimi daha adil bir şekilde sağlamak, toplumsal adaletin en önemli adımlarından biridir.
ICD M54 5 sadece bir tıbbi terim değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin iç içe geçtiği bir meseledir. Bel ağrısı gibi basit bir sağlık sorununa bakarken, bunun toplumsal bağlamda nasıl şekillendiğini anlamak, daha adil bir toplum için atılacak önemli bir adımdır.